Genel

Evrensel İletişimin Yolu: Sevgi…

Sevgi… Üzerine romanlar, şarkılar, şiirler yazılan, filmler çekilen, kutsal kitaplarda bile kendine yer bulan sevgi, Bize canlıyı ve doğayı sevdiren, diller, dinler ve ırklar üstü duygu olmasının yanı sıra evrensel iletişiminde bir diğer adı.

Hırslar, ihtiraslar, günlük hayatın koşturmacaları, önyargılar derken olumsuz duygu ve düşünceler sadece bizlerin hayatına değil tüm dünyaya egemen olmaya başladı. Bugün dünya üzerinde yaşanan kaosun temelin de hiç kuşkusuz sevgisiz büyütülmüş bireyler yatıyor. Yanımızda yöremizde birdenbire karşı taraflar oluştu, sevdiklerimize kuşkuyla bakar olduk. Ya onlardansın ya bizdensin sözcükleriyle bedenimiz de şaşkına dönüyor. Birbirimize karşı bu denli toleranssız ve sevgisiz olmamızın temelinde de önyargılarımız ve koşulsuz sevgiyi geri planda tutmak yatmıyor mu? Zira her sorunun, her çözümün dolayısıyla da tüm ilişkilerin temelini doğru iletişim, iletişimin de temelini önyargılardan arınmış sevgi oluşturmuyor mu?

Sevgi ile her şey mümkün…

Sevgi, sözcükler yardımıyla insanlar arasında kurulmuş eşsiz bir köprüdür. Duyguların bir kalpten diğerine geçişine imkan tanıyan bu köprünün olabildiğince kusursuz şekilde inşa etmek de hepimizin içindeki o saf duyguları koruyabilmesinden geçiyor. Zira saf bir sevginin açamadığı hiçbir kapının olmadığını hepimiz hayatımız boyunca onlarca kez deneyimlemişizdir.

Hep birlikte çocukluğumuza bir geri dönelim. Sadece saf sevgiyle dünyaya baktığımız dolayısıyla da dünya ile en sorunsuz ve en kolay şekilde iletişim kurduğumuz dönem bu dönem değil miydi? Peki ne oldu da değiştik. Halbuki ihtiyacımız olan şey yine kendi özümüzde. Doğru iletişimin sırrı belki de dünyaya yine çocuk gözüyle safça ve sevgiyle bakabilmekte saklı.

Sakin, huzurlu ve mutlu yaşayıp mutluluk yaymak için bedenimizde kaç tane salgı var, tıpkı cebimizdeki para gibi, bozdur bozdur harca: Serotonin, Dopamin, Endorfin. Saklamanın faydası yok, faizi yok zira…

Bize hep sevmeyi önerirler ya, sevgiyle dünyayı yeni baştan yapılandırmak acaba bir ütopya mı olurdu? Çocukluğumuzda dinlediğimiz öyküleri bir düşünelim. O öykülerde bir öpücükle canavar ya da kurbağa yakışıklı bir prense dönüşüyor. Bir öpücükle, bir damla sevgi gösterisiyle… Böyle mucizeler günlük hayatımızda da oluyor. Düşman ilan ettiğimiz birine bir gün (cenazede ya da düğünde) sarıldığınız anda her şey unutulabiliyor, sadece üzüntüyü ya da mutluluğu paylaşırken. Ama zihnimiz çok zedelendi, enerjimiz düştü. İçimizdeki sevgi kırıntılarını beslemeli, çocuğu uyandırmak için her gün, güne yeniden başlamanın yolunu bulmalıyız.

Ne olursa olsun güzel bir varlığı ortaya çıkarabilmek adına bazen kurbağaları da öpmeye razı olmalıyız belki de…

Yazar hakkında

Erol Apaydın

6 Aralık 1990 İstanbul doğumluyum. Aslen Sivaslıyım. Evliyim. Özel bir lojistik firmasında çalışmaktayım. Anadolu Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım okuyorum, koyu bir BEŞİKTAŞ taraftarıyım.

Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.