Genel

Kırk Yıllık Dostlukların Bekçisi Kahve

Kimi zaman güne başlamanın ilk adımı, kimi zaman eşsiz arkadaş sohbetlerinin en kusursuz eşlikçisi, kimi zaman kız isteme törenlerinin yıldızı, kimi zaman gelecekten küçük bir haber alabilmenin yegane yolu… Yüzyıllar boyunca tadından ödün vermeyerek günümüze kadar ulaşmayı başaran kahve, sudan sonra en fazla tüketilen içecek olma unvanının hakkını fazlasıyla veriyor.

Küçük kahverengi çekirdeğin öyküsü 14. yüzyıl başlarında bugün Etiyopya olarak bilinen Habeşistan’a kadar uzanıyor. Habeşistan’ın Kaffa yöresinden çıkan kahvenin tüm dünyanın tutkunu olduğu bir tat haline gelmesi elbette kolay olmuyor. Önceleri sadece Arap Yarımadası’nda bilinen bir lezzet olan kahve ağaçlarının Yemen’de de yetiştirilmesiyle birlikte daha geniş bir coğrafyada tanınır hale geliyor. İslam gezginleri sayesinde İran ve Mısır’a yayılan kahve kültürü ile Osmanlı’da adeta kendisine başka bir kimlik bulmuş. Değirmenlerde incecik öğütülen kahve çekirdekleri su ile harmanlanarak kömür ateşine ağır ağır pişirilip lokumun eşliğinde sunulmuş.

Başlangıçta saray erkanının ağızlarını tatlandıran kahve ile halkın tanışması da elbette ki uzun zaman almamış. Kısa sürede halkın da bu tadı benimsemesi ile birlikte imparatorluğun dört bir tarafında kahvehaneler açılmış. Böylece Türk halkına yüzyıllardır armağan olan kahvehane kültürü ortaya çıkmış.

Osmanlı’nın kısa sürede tutkunu olduğu bu tattan Avrupa’nın uzun süre bihaber kalması elbette ki mümkün olmaz. Ancak Avrupa’nın gerçek anlamda kahve ile tanışması Osmanlı İmparatorluğu’nun Viyana seferi sayesinde olur. Viyana kapılarını zorlayan Osmanlı orduları geri çekilirken arkalarında oldukça fazla miktarda kahve bırakırlar. Bu sayede Viyanalılar da bu lezzetten haberdar olurlar. Kahvenin baş döndürücü kokusu ve lezzetinden Osmanlı’ya ziyarette bulunan elçiler, seyyahlar ve tüccarlar sayesinde önce Avrupalılar sonra da tüm dünya nasibini alır.

Fincandan karbon bardaklara 

Arapça’da şarap anlamına gelen ”kahwa” kelimesinden türetilen ismiyle bütün Dünyaya ün salan ve Avrupa’da ilk zamanlar Arap şarabı olarak anılan kahvenin günümüzde macchiato’dan latte’ye, espresso’dan Türk Kahvesi’ne kadar pek çok çeşidi bulunuyor.

Kahve zincirlerinin hızla yaygınlaşmasıyla birlikte kişilerin diledikleri yer ve zamanda kolayca ulaşabildikleri farklı kahve çeşitleri fincandan karton bardaklara terfi etse de en çok tüketilen içecekler listesinde üst sıralardaki yerini koruyor. Her yıl yaklaşık 400 milyar kupadan daha fazla tüketilen kahve aynı zamanda yaklaşık 20 milyon kişinin istihdam edildiği oldukça geniş çaplı bir endüstriyi meydana getiriyor.

Tropikal iklimlerde yetişebilen coffea ağacının meyve çekirdeğinden elde edilen kahve, bu özelliği nedeniyle oldukça kısıtlı bir coğrafyada üretiliyor. Dünyada en büyük kahve üreticisi olma unvanını elinde bulunduran Brezilya ‘yı sırasıyla Vietnam, Kolombiya, Endonezya ve Meksika izliyor.

Biliyor musunuz?

Dibek kahvesi aslında bir pişirme şekli değil, kahve öğütme yöntemi. Kavrulan kahve çekirdekleri yuvarlak, içi çukur taş ya da ahşap büyük kaplara konuyor ve bir tokmakla ince hale gelene kadar eziliyor. Elde edilen kahve, Türk Kahvesi gibi pişiriliyor. Bu şekilde öğütülen kahve koyu kıvamlı oluyor. Bu yöntemle kahve öğütülmesi 1800′ lü yılların ilk yarısına kadar devam etti. 1827′ de tüfenkçi ustalarından Selim’ in kahve değirmenini icat etmesi sonucunda dibek kahvesi unutuldu.

Yazar hakkında

Erol Apaydın

6 Aralık 1990 İstanbul doğumluyum. Aslen Sivaslıyım. Evliyim. Özel bir lojistik firmasında çalışmaktayım. Anadolu Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım okuyorum, koyu bir BEŞİKTAŞ taraftarıyım.

Yorum Bırakın