Yaşam

Yaş Alın Yaşlanmayın!

Yaşlılık kavramı, sadece ve sadece yıpranma ve eskimeyle ilgili olmalı! Zira her canlı bir diğerinden farklı ‘eskimek’te.

Eskimek kavramını ”zaman” ile ölçerek kendimize ve karşımızdakilere ön yargılı davranıyoruz. Zaman ise, güneş sisteminin hareketlerinin ölçülüp biçilerek yıllara, aylara ve günlere ayrılmasıyla sınırlandırılmıştır. Güneş sistemi dışında, başka  sistemlerde elbette zamanda farklı olacaktır. Yani yaş dediğimiz şey, aslında sadece bir hesap kitap meselesidir. Bir rakamdır.

Aslında yaş alırken doğadaki tüm canlılar gibi biz de belli bir ritim ile her yıl yenileniyoruz. Ancak bu yenilenme ritmi zamanla yavaşlıyor ve her insan,genetik mirasına da bağlı olarak farklı biçimlerde eskiyor.Yaşarken yaptığımız hatalardan başka hava kirliliği,rüzgar,soğuk,aşırı sıcaklar gibi dış etkenler de “eskime”yi ya hızlandırıyor ya da erken başlatıyor.

Her şeyin ilacı: sevgi

Doğa ile uyumlu, doğaya saygılı bir yaşam biçimi zamanın yıpratıcı etkisinden bizi belli ölçüde koruyabiliyor. Gençliğimizi uzatabilmek için ne yapabiliriz derseniz, aslında hepimiz bunun çaresini biliyoruz: Sağlıklı gıdalarla dengeli beslenmek, doğaya yakın yaşamak, doğal hayatı korumak, çevre faktörleriyle, iş hayatımızla, özel hayatımızla ilgili streslerden kaçınmak, güneşten korunmak ve en önemlisi de:

Sevgi ruhumuzu genç tutar.

Sevgiyle yaşamak; yani, sevmek, sevilmek!

Bir de insanoğlunun var olduğundan beri genç kalmak için geliştirici çözümler var: Estetik operasyonlar yaşlanma belirtilerini ortadan kaldırıyor ama genç görünmenin tek yolu bu mu? Yaşımız ne olursa olsun astronomik bedeller ödemeden alışkanlıklarımızı değiştirerek ya da gözden geçirerek de genç görünmedin mümkün olduğunu biliyor muyuz? Giyimimizle, bakımla, estetik müdahalelerle görünümü kurtarsak bile genç ruhlu değilsek ”yaşlı olmak”tan kaçamayız. Zira yaş alırken yaşlanmayı kabullenmemek bir ruh meselesidir. Chanel, ”Herkes hayatında bir kez genç olur, ama genç kalmak kişinin elindedir” der. Yaşlanmak istemiyorsak yaşlanma kavramını unutmalıyız. Zira yaşlanma insanın kendi kararına, hayata bakışına, duruşuna bağlıdır. Yaşlanmayı kabul edersek, yaşlı gibi davranmaya başlarız , yaşlı görünürüz. Zira beynimize bu kaydı biz düşeriz, beyin de gereken emirleri bedenimize yansıtır. Emeklilik, ya da menopoz, andropoz gibi fiziksel değişimler bir şeylerin sonu olmamalı, aksine yeni bir hayatın başlangıcı, bir milat olmalıdır. Yeni hayat da düşünceyle başlar.

Sadece aramak yeter…

Bazı insanlar vardır, baktığınızda yaşlıdır ama tanıdıkça unutursunuz, ”gençliği”ne kapılırsınız. Çünkü anlatacakları vardır ama ”bizim zamanımızda” diye başlamazlar  söze, hayalleriyle, hedeflediği  şeylerle sizi peşinde sürükler. Böyle olmak hepimizin elinde aslında. Sorunları ciddiye almamak çözümlemenin bir yoludur. Bu, ruhumuzu  genç tutar, zamanı unutturur ve yaş alırken yaşama sevincimizi yüksek tutar. Seçtiğimiz bir hobi hayatımızda yeni kapılar açar, bilmediğimiz yetenekler derinlerden su yüzeyine çıkar, resim yapamam derken sergi açmayı hayal ettirir bize. Bir yardım grubuna katılmak sevgiyi ve paylaşmayı getirerek hayatımızı renklendirir. Hiç yaşlanmayacakmış gibi koşuşturmaya başlayabiliriz. Sadece aramak yeter, mutlaka yeni bir heyecan bulunur.

Yaş alırken edindiğimiz bilgiler, deneyimler, günümüzü yaşarken birer avantaj olarak bizi yeni hedeflere yönlendirmelidir. Zaman ise sadece güneş sistemiyle ilgili kalmalı ,yaşadıklarımızdan aldığımız tecrübeler bizi zamanın ötesine yönlendirebilmeli. Gençlik umut demekse, zaman geçerken içimizdeki çocuğu korumalı kendimize umut ve heyecanlar yaratmalıyız.

İşte o zaman, genç ruhumuz bedenimizle uyumlu olması için yaptığımız bakımlar ve estetik uygulamalar da inandırıcı olur. Kent bizi yoruyorsa ilk yeşilliğe kendimizi atmalıyız, yürümek bizim zihnimizi temizler, bedenimizi canlandırır, dolaşım sistemini harekete geçirerek hücrelerimize kadar ulaşan oksijenle gençleşiriz. Her zaman dışarıdan destek almak yerine bedenimize söz hakkı tanımalı, onu dinlemeliyiz. O zaman bize yaşımızı unutturan, bedenimiz olacaktır. Yaşı unutmak demek yaşlılığı unutmak demektir.

Yazar hakkında

Erol Apaydın

6 Aralık 1990 İstanbul doğumluyum. Aslen Sivaslıyım. Evliyim. Özel bir lojistik firmasında çalışmaktayım. Anadolu Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım okuyorum, koyu bir BEŞİKTAŞ taraftarıyım.

Yorum Bırakın