Yaşam

Makyaj Ne Zaman Başladı? Tarihçesi, İlginç Bilgiler…

Fransızcadan dilimize giren makyaj kelimesi; “güzelleşmek ya da kusurları gizlemek için boyanma” anlamına geliyor. Güzelleşmekten bahsedildiğinde akla hemen kadınlar gelse de, onbinlerce yıldır erkeklerin de şu ya da bu sebepten boyandığını biliyoruz.

Her Şey Hayatta Kalmak İçin, Makyaj da Öyle

Her ne kadar arkeolojik bulgular M.Ö. 4000’leri işaret ediyor olsa da, ilk çağlarda bile insanların yüzleri boyadıklarını düşünmek hiç de yanlış olmaz yanlış olmaz. Muhtemelen nasıl göründüğünü önemsediği için yapmamıştı ilk insanlar. Belki güneşten korunmak için, belki de kendilerini kamufle ederek daha iyi avlanabilmek için boyanmış olabilirler. Vücudu sıcaktan, soğuktan korumak veya yaraları iyileştirmek için sürülen ürünleri ilaç değil de makyaj malzemesi kabul edecek olursak, ilk insanların mutlaka çiçeklerden, yapraklardan, topraktan, hayvan yağlarından elde ettikleri kremleri vücutlarına sürdüklerini söyleyebiliriz.

Makyaja dair ilk somut veriler, M.Ö. 4000’li yıllara, antik Mısır ve Yunan medeniyetlerine aittir. Bu medeniyetlere ait arkeolojik bulgulardan, Antik Mısır’da Hint yağının, antik Yunan medeniyetinde yazılı kaynaklarda tariflerine rastladığımız balmumu, zeytinyağı ve gül yağından elde edilen kremlerin kullanıldığını öğreniyoruz. Bu kaynaklardan bazıları, M.Ö. 800’lerde Yunanlıların göz kapaklarını boyadığını anlatıyor. Antik Roma’da, bileşiminde kurşun bulunan bazlı formüllerin cildi beyazlatmak için kullanıldığını anlatan kaynaklara rastlamak da mümkün. Şüphesiz o yıllarda uygulanan bu yöntemleri, bizim bugün makyaj olarak isimlendirdiğimiz kavramla açıklamak yeterli olmaz. Yazılı ve görsel yüzlerce kaynak, Mısır kral ve kraliçelerinin, özellikle göz makyajına ilahi bir değer atfettiklerini gösteriyor. Nitekim eski Mısır hiyerogliflerinde göz motifini tanrısal bir anlatım olarak görüyoruz.

Süslenmekten Özbakıma

Eski çağlarda makyajın, toplumu oluşturan sınıflar arasında ayrıştırıcı bir unsur olduğu söylenebilir. Güzel ve şatafatlı giyinip süslenmek, hükümdarların, asillerin bir ayrıcalığıydı. Zaten “halk” da muhtemelen bu egemen güçlere hizmet etmekten, süslenmeye vakit ve takat bulamazdı.

Tarihi gelişim süreci içinde pek çok makyaj malzemesi ve aksesuar, tıbbi bir ihtiyaçtan doğmuştur. Çünkü medeniyet ne kadar ileri giderse gitsin, insanın doğayla imtihanı hiç bitmez. Güneşten korunmak için yapılan solüsyonlar, göz enfeksiyonlarını iyileştirmek için geliştirilen göz boyaları, bir zamanlar geniş kitleleri etkisi altına alan saç bitini engellemek için icat edilen peruklar ve daha niceleri, insanın doğayla mücadelesinin birer ürünüdür. Ve hiç şüphesiz insanın kendini karşı cinse beğendirmek arzusu da bir doğa kanunudur.

Günümüzde makyaj alışkanlıkları, eski yıllara kıyaslandığında çok daha hızlı bir değişim gösteriyor. Artık kusurlarımızı kapatmak yerine, güzel olanı ön plana çıkarmayı tercih ediyoruz. Birey olarak kendimize duyduğumuz saygı çok önemli. Ve kozmetik sektörü her zevke, her cilt yapısına, her yüz şekline uygun, neredeyse kişiye özel seçenekler sunabilecek kadar gelişmiş durumda.

Yazar hakkında

Erol Apaydın

6 Aralık 1990 İstanbul doğumluyum. Aslen Sivaslıyım. Evliyim. Özel bir lojistik firmasında çalışmaktayım. Anadolu Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım okuyorum, koyu bir BEŞİKTAŞ taraftarıyım.

Yorum yap

Bu site spamı azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.