Genel

Tanısanız Siz de Seversiniz: Grafiti

Bugün bildiğimiz şekliyle 60’lı yıllarda ortaya çıkan ve 70’lerde iyice yaygınlaşan grafitinin en önemli derdi, tarihe not düşmek, şerh koymaktır. Resmi olanın aksine, halk ağzıyla ve sokak diliyle yazar/çizer tarihi. Ve o asi tavrını da halkın en kalabalık olduğu yerlerde ortaya koymayı sever. Popüler kültür ve politik gelişmeler, grafitinin en önemli ilham kaynağıdır.

Nedir Grafiti?

Eski Yunanca’da, yazmak anlamına gelen “graphein” kökünden gelen; çizmek, karalamak anlamındaki İtalyanca “sgraffıo” kelimesinden türeyen grafiti, dilimizde yaygın olarak “duvar yazısı” anlamında kullanılır. Oysa bugünkü haliyle grafiti sadece yazıdan oluşmaz. Diğer yandan herhangi bir duvara çizilen her şekil ve yazıyı da grafiti olarak değerlendiremeyiz. Eğer öyle olsaydı, Michelangelo’nun Sistine Şapeli’nin duvarlarına çizdiklerinden sonra artık günümüzde hala grafitiden bahsediliyor olmazdı herhalde.

Grafitiyle duvar resmi arasındaki en önemli fark, grafitinin halka açık yerlerdeki duvarlara yapılması. Grafiti yapan kişiler kendilerine “writer” (yazıcı-yazar) derler. Söyleyecek sözleri vardır yani. Writer, grafitisini sahipsiz bırakmaz, altına “tag”, yani takma adıyla imzasını atar, sözünün arkasında durur.

Sadece Sokak Sanatı mı?

Grafitinin halkın ülkeyi yönetenlerle problemli olduğu dönemlerde bir protesto yöntemi olarak yükselişe geçtiğini görürüz. 2. Dünya Savaşı’nda bir propaganda aracı, 60’lı yıllarda özellikle New York’ta politik bir eylem ve sokak çetelerinin bir çeşit adres tabelası olarak çıkar karşımıza grafiti. Geçtiği her yere “TAKI 183” şeklinde imzasını atan postacı haberinin New York Times’ta çıktığı 21 Temmuz 1971’den sonra grafiti, bir sokak sanatı olarak dünyaca tanınır. 70’lerde ortaya çıkan hip-hop kültürü de grafitinin dünyada yaygınlaşmasını sağlamıştır.

Söyleyecek Bir Sözüm Var

Bugün grafiti dünyanın her yerinde bilinse de ne yazık ki dünyanın her yerinde aynı muameleyi görmüyor. Bazı gelişmiş ülkelerdeki yöneticiler, binaların cephelerini “kirleten” grafiticileri metro istasyonlarına kadar kovaladıktan sonra yasaklamayla bir yere varılamayacağını anlamış olacaklar ki, onlarla didişmek yerine birlikte kazanmanın yollarını arıyorlar artık. Nitekim, önceleri esrarengiz bir sokak sanatçısı olarak Londra duvarlarına çizen ve ünü giderek tüm dünyaya yayılan Banksy’nin 2011 yılında Los Angeles Çağdaş Sanatlar Müzesi’nde açtığı sergi, Andy Warhol’un eserlerinden oluşan sergiyi bile geride bırakarak ziyaretçi rekoru kırmıştı. Kapitalizm ve savaş karşıtı çizimleriyle hayranları tarafından “gerilla” olarak nitelenen Banksy, bugün İstanbul’un da içinde bulunduğu çeşitli Avrupa şehirlerinde yaptığı etkinliklerde, imzasını attığı sokaklarda düşüncelerini sanatı aracılığıyla zengini, fakiri her kesimden insan ile paylaşıyor.

Grafitinin önlenemez yükselişinin, şehirlerinin turizm gelirlerine ciddi bir katkı sağlayacağını fark eden Toronto, Londra, Buenos Aires gibi kentlerin belediye başkanları, sokak sanatçılarına tahsis ettikleri alanlarda sergiler, seminerler, eğitimler düzenliyorlar. Yöneticilerin “buraya çizebilirsin” dediği bazı duvarlara, akıllı-uslu grafitiler yapılabilmesi grafitinin doğasına uygun mu değil mi, o da başka bir tartışmanın konusu tabii.

Yazar hakkında

Erol Apaydın

6 Aralık 1990 İstanbul doğumluyum. Aslen Sivaslıyım. Evliyim. Özel bir lojistik firmasında çalışmaktayım. Anadolu Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım okuyorum, koyu bir BEŞİKTAŞ taraftarıyım.

Yorum yap

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.